Ortaçağ karanlık mıdır?
27 Kasım 2011 16:43 / 156 kez okundu!
"Ortaçağ'ın bağnaz karanlığı..." sözcükleri, bize eğitimle, medyayla yıllar boyunca "öğretilmiş" yanlış bir "bilgi"dir. İslam Ortaçağı, aydınlıktır, ileridir, gelişkindir; Avrupa Ortaçağı ise tersi: Afarozlar, Engizisyonlar, cadı avları, kadınları büyücü diye yakmalar, eğitimsiz fakir köylü toplumları ve tepelerinde Katolik Roma, kiliseler, toprak sahipleri ile aristokratlardan oluşan oligarşik yapı... Önemli olan Ortaçağ'a bizim hangi pencereden baktığımızdır. Hem Marksizm hem de Kemalizm, Avrupa Merkezci bakışla yaralıdır.
-----------------------------------------
Ortaçağ karanlık mıdır?
Bugün Facebook'daki arkadaşlarımdan birinin "Menemen Hadisesi"ne resmi tarih içinden bakan bir notunu gördüm ve oraya kendi küçük notumu ekledim:
"Olaylara Kemalizm'in sunduğu pencerenin dışında bakış açıları da aramak ne güzel olurdu :)"
Sadece bu küçük notu yazınca bildik yaklaşımlarla yorumlar eklendi hemen. İçeriklerine katılmasam da, düzgün bir üslupla kendi görüşlerini yazan bir kişiyi ciddiye alarak ona yönelik uzunca bir not yazdım. 30 yıldır görmediğim, geçmişte de çok sevdiğim bir arkadaşım olan diğer kişinin peş peşe eklediği aceleci, üstünkörü suçlamalarla dolu ve hak etmediğim, haksızlık "yorum"lardan anladım ki benimle ilgili halledemediği şeyler var. Belki bir gün karşılaşıp sarıldığımızda, yazılarla birbirimizi acıtmanın yanlışlığını daha iyi anlayabiliriz. O notları da yazımın sonuna ekliyorum, dileyen okuyup kendi görüşünü oluşturabilir.
Yazıyı yazmama sebep olan not -yazım yanlışlarına dokunmadan ekliyorum- şöyleydi:
VD - "Kemalizme inanmam,ama adli bir olay neyse odur,Cinayet işleyene kaatil demenin, kemalistçesi yada çincesi olmaz, her dilde kaatildir. Ayrıca ülkeyi yeniden ortaçağ karanlığıyla boğmak isteyenlere kartşı da bir taraf seçmek gibi zorunluluk var.Ortaçağın bağnaz karanlığından yana olmayacaksak, aydınlığın, tonuna mı takılacağız?"
Ben bu yazıdaki "ülkeyi yeniden ortaçağ karanlığıyla boğmak..." sözcüklerine takıldım... Yazdıklarıma bir iki ek yapıp sunuyorum.
Ortaçağ gerçekten karanlık mıdır? Ya da hangi Ortaçağ karanlıktı?
Yıllar öncesinde "devrimci halk geceleri"nde dinlediğimiz Aşık İhsani'nin şarkılarından birinde (Geliyor) bir dize vardı:
"Yivli hançer gibi sıyrılmış kından
Ne ölüm korkusu ne de bir zindan
Ortaçağ'ın kahpe karanlığından
kurşun gibi çıka çıka geliyor
geliyor da n'ettiğini biliyor"
Bu kavga türküsünün sözlerini yorumlamayı ve Aşık İhsani üzerine adil bir yazı kaleme almayı sonraki bir adıma bırakarak, takıldığım sözleri yorumlayayım.
"Ortaçağ'ın kahpe karanlığı", "Ortaçağ'ın bağnaz karanlığı" vb. sözler Cumhuriyet'in öğretilmiş kalıplarından biridir...
Evet. Ortaçağ, Avrupa için karanlıktı ama Bağdat merkezli (Abbasi, sonra Selçuklu) İslam dünyası için tam tersiydi. Dünyanın kültürel ve politik merkezi o sırada buralardaydı ve bu diyar, bilimde, sanatta, felsefede, teknolojide muhteşem bir düzey yakalanmış, Avrupa'daki Reform ve Rönesans hareketlerinin tetikleyicisi de olmuştu.
El Farabi, İbn-i Sina (Avicena), İmam Gazali ve İbn-i Rüşd (Averros) bu dönemin (M.S. 900 - 1200) dev isimleridir. Bizler geçmişte ne yazık ki bunları tanımadan, o dönemi bilmeden toplumda köklü değişiklik iddiaları sürdük öne... Doğal olarak da dar bir topluluğa ulaşabildik. Çünkü özellikle bu isimlerden ve onların derin felsefik, sosyolojik çözümlerinden uzak kalmıştık. Cumhuriyetimizin oryantalist yanını sorgulayıp, bizi bu geçmişten bilinçlice uzak tutan "devrim"lerini sorgulayabilsek, bu yönlerden eleştirebilseydik belki şu an başka yerlerde olabilirdik. O zaman görecektik ki El Farabi ve İbn-i Sina ile İslam'da başlayan felsefeciler hareketinin (İslam ile Yunan felsefesi arasında sentez arayışı) etkisindeki bu devirde ana kırılma İmam Gazali ile başlamış ve bu kırılma da 100 yıl sonra İbn-i Rüşd (Averros) tarafından eleştirilmiştir. Ancak Avrupa'nın önemli bir kesimi -Katolik Roma'ya karşı- Endülüslü bu bilginin (ki onu Avicena ile birlikte bir anlamda kendi bilim adamları saymaktaydılar) peşinden giderek Rönesans ve Reformlara imza atarken, Anadolu Selçukluları ve sonrasında Osmanlılar -hatta Atatürk Cumhuriyeti- esas olarak İmam Gazali çizgisini izlemiştir.
Bu konuda biraz daha ayrıntıya yer verdiğim eski bir yazım şuradadır.
Ekşi Sözlük'teki bir yazı da bu yaklaşımımı çok iyi tamamlıyor.
Günümüzde Marksist gelenekten gelenlerle, İslamcı gelenekten gelenler, yeniden o dönemleri sorguluyor ve keşfediyorlar. Bunu yaparken, İslamcıların bizden daha iyi çalıştıkları, kendi geçmiş dünyalarını eleştirmek açısından da daha demokrat olmaya gayret ettikleri, en azından son 20 yıldır demokratlığı öğrenme uğraşında oldukları düşüncesindeyim.
Özetle, "Ortaçağ'ın bağnaz karanlığı..." sözcükleri, bize eğitimle, medyayla yıllar boyunca "öğretilmiş" yanlış bir "bilgi"dir. İslam Ortaçağı, aydınlıktır, ileridir, gelişkindir; Avrupa Ortaçağı ise tersi: Afarozlar, Engizisyonlar, cadı avları, kadınları büyücü diye yakmalar, eğitimsiz fakir köylü toplumları ve tepelerinde Katolik Roma, kiliseler, toprak sahipleri ile aristokratlardan oluşan oligarşik yapı...
Önemli olan Ortaçağ'a bizim hangi pencereden baktığımızdır. Hem Marksizm hem de Kemalizm, Avrupa Merkezci bakışla yaralıdır. Bu nedenlerle de bizim ikisine de eleştirel yaklaşmamız doğru olur. İslam'a ve tüm Doğu toplumlarına "Doğu despotizmi" şablonuyla yaklaştığı için Marksizm eksiktir, bunu aşabilmek için yıllardır kendi içinde tartışarak bu eksiğini gidermeye çalışmaktadır -bizim topraklardan olan katkının payı ne yazık ki çok sınırlıdır-; Kemalizm ise zaten Avrupa Merkezci bakışı içselleştirmiş, Oryantalizmin Doğu'daki en büyük acentalığı olarak tescillidir. Bizim bunu geç anlamış olmamız -eğer anladıysak tabii- sadece bizim kabahatimizdir. Resmi tarihin sınırlarını sabırla zorlamak çok kolay değil...
İlhami Mısırlıoğlu
imisirlio@gmail.com
--------------------------------------------------
Kitap önerisi: YKY'den çıkmış önemli bir kitap: Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri
Yazarı John M. Hobson çevirmeni Esra Ermert olan bu kitap, Doğu'ya, İslam'a ve Çin'e dair düşünce kalıplarımızı alt üst ediyor.
Kitap ve yazarı, Batı'nın yükselişine dair yaygın görüşlerin etnomerkezci önyargılarıyla mücadele ediyor. Antik Yunan'dan bu yana Avrupalıların kendi gelişmelerine öncülük ettikleri ve Doğu'nun gelişen dünya tarihi içinde pasif bir izleyici olarak kaldığı ileri sürülür. Hobson "Oryantal Batı"nın yükselişini mümkün kılan iki süreç olduğunu öne sürüyor. Birincisi, Avrupa'da her bir önemli gelişimsel dönüm noktası 500-1800 tarihleri arasında Doğu'nun başı çektiği dünya ekonomisine oryantal küreselleşme ile dahil olan Doğu'ya ait olan buluşlarla desteklenmiştir (düşünceler, teknoloji ve kurumlar gibi). İkincisi, 1453 yılından sonra Avrupa kimliğinin oluşturulması Avrupalıların pek çok doğulu kaynağı (toprak, enerji ve pazar) kendilerine mal etmesiyle emperyalizme yol açmıştır. Hobson'un bu kitabı bugüne kadar hep bir kenarda bırakılmış doğuluları dünya tarihinin gelişim hikayesinde öne çıkarıyor.
Marx'ın, Fernand Braudel 'in bile Avrupa-merkezci bakış açısını keşfetmemize yardımcı olan kitap, bu konuda fikir oluşturmamıza yardımcı olabilir.
--------------------------------------------------
Facebook'taki yazışmalar şöyleydi:
LK - ilhami senin bu konuda varsa mesela yazarmısın ilk olarak kubilay meselesinden baslayabilirsin.kemalizmindısında bir bakıs acısına sahip olalım kubilay konusunda
VD - Kemalizme inanmam,ama adli bir olay neyse odur,Cinayet işleyene kaatil demenin, kemalistçesi yada çincesi olmaz, her dilde kaatildir.
Ayrıca ülkeyi yeniden ortaçağ karanlığıyla boğmak isteyenlere kartşı da bir taraf seçmek gibi zorunluluk var.Ortaçağın bağnaz karanlığından yana olmayacaksak, aydınlığın, tonuna mı takılacağız?
bu dönemde mollalların tezgahına gelmek en buyuk hata diye dusunuyorum.mollalardan demokrasi bekleyenler bence buyuk bir hata pesinde anayasa oylamasında görduk butun bunlar
Her işine gelmeyen görüşe, kemalist,ulusalcı-Faşist yada ergenekoncu diye saldırmanın neresi demokratlık?Ben şeriat tehlikesini, tehlike olarak görüyorum,AKP nin bu ülkeye demokrasi ve insan hakları açısından hiç bir şey vermeyeceğine tam tersi ilk fırsatta bunlara tamamen paydos diyeceğini düşünüyorum.Aceba ben bu durumda Kemalist(!) mi oluyorum?
Tam da tersi, ben Kemalist(!) dediğiniz cumhuriyetin zaafları yüzünden bu tehlikenin başgösterdiğini düşünüyorum, yani benim kemalist TC den de bir beklentim yok, benim tercihim Sosyalist Türkiye Halklar Cumhuriyeti gibi bir şey.Bilmem bu ne derecede birilerini tatmin edecek.
LK - asıl tartısılması gereken bence fetullahın humeyniden ne farkı oldugu bence hiç bir farkları yok çok yakın bir gelecekte ki çok yakındır kömunistlere saldıracaklar o zaman bu arkadaslar pardonmu diyecekler merak ediyorum ama bence bu arkadaslar pardon yerine bence ya komunistlikmi kaldı diyeceklerinden eminim
aaa bu arada 78 yılında ulusal demokratik cepheye karsı çıktım diye beni azarlıyan yerden yere vurmaya calısanda ilhamidir cevabını bekliyorum ayrıca 77 yılında chp desetklendiği için elestiride bulundugu için talat ı igd den uzaklastıranda ben degilim herhalde
LK - bence sosyalist bir cumhuriyetin kavgasını vermeliyiz bizene kemalistlerden bizene fetodan.benim safım sosyalist cumhuriyet bayragını açanlardan yana .komunistler dunden daha guclu bu ülkede en azından tanımadıgımız bilmediğimiz sefler yokbasta...........................on iki eylüle fasist demekte bile kararsız kalanlar kavgada yer almayanlar 30 yıl pusuda bekleyip simdi konusmaya baslıyanları dikkatle izliyorum ve sy soruyu soruyorum kendime emeklilik ugrasısı buldular kendilerin
bu arada 12 eylul öncesi sef olanlar hala kendilerin sef zannediyor cok komik ya çök komikkkkkkkkkkkkkk.
VD - Kimsenin kuyruğuna, çekimine takılmaya ihtiyacı yok Sosyalizmi savunanların, Ama sız, fakat sız bir hedef var sosyalistlerin önünde,Sosyalist bir cumhuriyet.Sonul hedef de değil bu, acil ve yakıcı bir hedef.
Bırakalım, kemalistti, sosyal faşistti suçlamalarını da bu gerçeğe odaklanalım bence,Bizim hedefimiz Kemalizme bir kaç beden büyük gelir.Biz tüm dünyayı istiyoruz,hedefimiz insanlığın son zaferi. Komünizm...
VD - Ne demek istediğim açıktı İlhami, neyi kastettiğim, çok zahmete girmişsin uzun uzun anlatmışsın ama işin özü kimin dediği değil doğru olup olmamasıdır söylenenin.

